Mavis's profileMAVi'NİN YERİPhotosBlogListsMore Tools Help

Mavis

Occupation
Interests
Mavi kimi zaman gökyüzünde, kimi zaman denizdedir.. Hissederseniz yanıbaşınızda
Lists
Photo 1 of 32

MAVi'NİN YERİ

Gerçekten mutlu insan, istediği herşeye sahip olabien değil, sahip olduklarının değerinin en çok farkına varabilendir.

Ne güzeldir sımsıcak bir  "MERHABA" hele de dostlardan geldiyse...

Hosgelmissiniz, sefalar getirmissiniz..

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
AL Yalnızlığını GEL, sıkılmayız. .
SENİN yalnızlığın,
BENİM yalnızlığımla konuşur..
BİZ ikimiz susarız.
Oct. 28
Maviswrote:
Dağların dorukları dumanlı olur
Geriye dönmez savaşçılar...
Fırtınayla yıkanmıştır ömürleri
Karla yıkanmıştır yüzleri...
Bu yüzden asla vedalaşmaz
Ve kılıçlarında taşırlar şiiri! .
Bu yüzden sevdaları mahzundur
Yürekleri kallavi!
Alınları ihanet vurgunudur.
GÖZLERİ İNTİHAR MAVİ....
July 2
Picture of Anonymous
isimsiz wrote:

Vefa Mahnısı

Seni galbimde gezdirip her an
Eşkimiz bilmesin dedim hicran
Ala gözlü yarim menim ki sevdiğimdir
Senin eşkinle gözelim ağladım durdum

Gülebilmez gülüm bahar sensiz
Üreğim od tutup yanar yanar sensiz

Dönmerem heç sözümden ey Canan
Getma bir an gözümden ey Canan
Senden ilham alar menim köynüm
Meni senden inan gözelim ayırmaz ölüm

Gülebilmez gülüm bahar sensiz
Üreğim od tutup yanar yanar sensiz

 

Oct. 18
DİLA EMRALwrote:
MAVİ DÜNYA'MDAN MERHABA, YÜREĞİNDE DOST SEVGİSİNİ TAŞIYAN, GÖRMEDEN TANIDIĞIM, SELAMI İLE İÇİMİ ISITAN...
DİLEĞİN; DİLEĞİMDİR...
YÜCE ALLAH ACILARIMIZI UNUTTURACAK BAŞKA ACILAR VERMESİN.
MUTLU, UMUTLU VE SAĞLIKLI BİR ÖMÜR DİLİYORUM...
MELEKLER ÖPSÜN YÜREĞİNDEN...
DİLA EMRAL AYDIN
Oct. 4
Picture of Anonymous
AslanMetin wrote:
Şiirler,öyküler,deyişler,çok içine alır insanı bazen.Bazen de deymeden geçer...?
Bana deyen iki şiirle "MERHABA" demek istedim...
 
 
 
 
 
BİRDENBİRE
 
Herşey birdenbire oldu.
Birdenbire vurdu gün ışığı yere;
Gökyüzü birdenbire oldu;
MAVİ,birdenbire...
Herşey birdenbire oldu;
Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan.
Filiz birdenbire oldu,tomurcuk birdenbire;
Yemiş birdenbire oldu...
 
 
Birdenbire,
Birdenbire;
Herşey birdenbire oldu.
Kız birdenbire,oğlan birdenbire;
Yollar,kuşlar,kediler,insanlar...
AŞK birdenbire;
Sevinç birdenbire...
 
O.Veli
 
 
 
 
BİR UYKUSUZLUK GECESİ
 
 
 
Yalnız geçen ömrün bir uykusuzluk gecesi,
Çekmişken aynalar beni müthiş bir sorguya,
Birdenbire kalbi titreten bir bülbül sesi,
Dağ ardından doğan bir mehtap gibi vurdu suya.
 
 
Mehtabın izinde gemiler geldi açıktan,
Aşina sallanan mendillere koştumm;yer,yer,
Gür çimenler gibi fışkırıyor karanlıktan,
Kökleri kurumuş sandığım o güzel günler...
 
C.Sıtkı
Aug. 13

YALNIZCA.... YALNIZLIK...!

YALNIZ' IN DURUMLARI 

Sen herşeyi süpürebilirsin; sonbaharı süpüremezsin,
Yalnızsa, sürekli bir sonbaharı süpürür hep.. Düşünemezsin.

Yanar sobasında yalnız'ın üşüyen bakışları.
Lambasında karınlığa dönük bir ışık titrer sönük-sönük.
Penceresi dışına kapanmıştır, kapısı içine örtük.

Yalnız, bin yıl yaşar kendini bir an'da.

Yalnız'ın nesi var, nesi yoksa tümü birdenbire'dir.

Yalnız, bir ordudur kendi çölünde..
Sonsuz savaşlarında hep yener, kendi ordusunu.

Yalnız'ın sakladığı bir şey vardır;
Boyuna yerini değiştirir, boyuna onu arar... Biri bulsa diye.

Yalnız, hem bilgesi, hem delisidir kendi dünyasının.
Ayrıca; hem efendisi, hem kölesidir kendisinin.
Tadını çıkaramaz görece'siz dünyasında hiçbirisinin.

Yalnız, sürekli dinleyendir söylenmemiş bir sözü.

Sözünde durması yalnız'ın yalancılığıdır kendisine..
Hep yüzüne vurur utancı. O yüzden gözlerini kaçırır gözlerinden.

Yalnız'ın odasında ikinci bir yalnızlıktır ayna.

Yalnız, hep uyanır ikinci uykusuna.

Yalnız, kendi ben'inin sen'idir.

Bir sözde saklanmış bir yalanı, bir gözde okuduğundan
bakmaz kendi gözlerine bile.

Her susadığında o, kendi çölündedir.

Kendi öyküsünü ne anlatabilen, ne de dinleyebilen.
Kendi türküsünü ne yazabilen, ne söyleyebilen.

Bir zamanlar güldüğünü anımsar da...
Yoğurur hüzün'ün çamurunu avuçlarında.

Yalnız, aranan tek görgü tanığıdır
yargılanmasında kendi davasının..
Her duruşması ertelenir kavgasının.

Yalnız, hem kaptanı, hem de tek
yolcusudur bakmakta olan gemisinin..
Onun için ne sonuncu ayrılabilir gemisinden, ne de ilkin.

Yalnız'ın adı okunduğunda okulda ya da yaşamda..
Kimse, "burda" deyemez.. Ama yok da..

Uykunun duvarında başladı..
Önceleri bir toz gölgesi sanki; sonra bir yumak yün gibi.
Ama şimdi iyice görüyor örümceğin ağını gün gibi.

Yalnız, duymuş olduğunun sağırı, görmüş olduğunun körüdür..
Ölür, ölür öldürür.. Öldürür, öldürür ölür.
Duyduklarını unutur, duyacaklarını düşünür.

Yalnız'ın adına hiç kimse konuşamaz..
O, kendi kendisinin sanığıdır.

Yalnız, önceden sezer sonra olacakları..
Paylaşacak biri vardır; anlatır, anlatır ona olanları, olmayacakları.

Her leke kendisiyle çıkar.

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ.
PAYLAŞILSA YALNIZLIK OLMAZ.

Özdemir Asaf

Kelimeler Mezarlığı

ölü bir çığlıktır
zamanın boşalan odalarında aralıksız patlayan

dudağımdaki diş izleri
o geveze tarihinizi içime sindiremeyişimdir

yara bir iz’ dir
kan delil

lütuf
ki ömür
ihtiyaç halinde takasta

gözlerim kal
terk etme benden evvel bu kalıntıyı
kalbim sız bir kara asfaltın üzerinde
köpek hırlanmalarına eşlik et
inle
gözlerim kal ve gör

ölçüsü yok öfkemin!
fakat kusurlu bulunmuştur kavgalarım

bir kelimeyim
uzun bir cümle olmaktan vazgeçiyorum hayatlarınızda ...

VE YİNE SEVDAM....


 
Ve yine sevdam..
Seni baqırabilsem Seni...
Dipsiz kuyulara akan yıldıza..
Bir kibrit Çöpüne VaraNa..
Okyanusun en ıssız dalqasına düsmüs bir kibrit çöpüne..
Yitirmis tılsımı ilk sevmelerin..
Yitirmis öpücükleri..
Pay yok apansız inen aksamdan..
Bir kadeh.. Bir ciqara dalıp qidene..
SENİ UNUTABİLSEM SENİ..
YOKLUGUN CEHENNEMİN ÖBÜR ADIDIR..
ÜSÜYORUM.. KAPAMA GÖZLERİNİ...

AHMET ARİF

Aşk tek başına öldürülmez...

Sonra en son sayfayı gösterdiler
Tüm merakların giderildiği
Katil bendim
Şaşırmadım
Sadece hüznüm;
Senin suç ortağım olduğunu yazmamışlar
Aşk tek başına öldürülmez

 

Oğuzkan Bölükbaşı

Etme... Mevlana'dan

  

Kişilik

 

olmasan
ham diyecekler
olduğun an
yiyecekler
ne zormuş dalda kalmak

çağlar öncesinden
buyurmuş şekspir
olmak ya da olmamak
mesele bu
Hamlet’i ne bilsin
Allah'ın armudu

ey topaç
artık dönmeyi bırak
azıcık gözünü aç
doğrusu şu
“HAK” dediğin yerde durmak

 

A.DAŞ

senden öğrendim

 

Ahde Vefa

Ahde Vefa

Kimsesiz bir kent gibiydim.

Batık geminin gölgesinde
Dalgalar vurur yüreğime.
arabım

Bitkisel bir yalnızlığın boşluğunda asılı kaldım
Anısı dökülmüş çerçevelerde duran fotoğrafım
terkedilmiş kentin fotoğrafcısı
çeker durur kendini

çeker vurur kentini

 

M. Suphi

Ayrılığın Hediyesi Olsun...

 

Tarihten sayfalar

Evettttt, bugün sizlere tarihteki yerini tozlu raflarda almış olan bir resim karesi sunmak istiyorum.
Gariplerimin görüp görecekleri nimet buydu, paylaşayım istedim..
İşte sizlere Kadıköy'de galibiyeti görmüş son GS kadrosu Göz kırpma
 Bundan sonrada göremeyecekleri için bu resmi muhafaza edin derimDil çıkaran
 
 
KIYAMAM size

Hasan'dan Teyzesine

Aradan iki yılı biraz aşkın süre geçti. Oğlum ısrarla teyzesinin sayfasını okuyor ve yazmıyordu... Ve bu sabah aşağıdaki mektubu aldım yayınlamak üzere... Bu hem çok bilindik , ama bir o kadar da beklenmedik acıyı ifade edişini, ablamın sayfasında yayımladım ama kendi dostlarımla da paylaşmak istedim. Hayat ne kadar acımasız ve nasıl büyüyoruz kanaya kanaya...
 
 
 

Teyze merhaba

Sürekli aklıma geliyor, aklımdan belki de gitmiyor sabahın 6.30- 7.00 gibiydi.. Erdem abinin telefonu çaldı, ben yataktan fırladım sanki hissetmiştim “yat yengen” dedi gitti ve geldiğinde üstünü giyinmeye başladı giyinirken sakince suratıma bakamayarak oğlum kalk Hanuş’u kaybettik deyişini şuan yazarken de her aklıma geldiğinde o an ki gibi yaşıyorum aynı tepkileri veriyorum.güldüm ve geri yattım yatağa inanmak istemedim belki de. Sonra  kalkıp “ne diyorsun Erdem abi sen?” dedim. Sakince “kalk oğlum arayan teyzendi” dediğinde bitmişti herşey, duvarlara vurmuştum, kapıyı kırmıştım ama duramıyordum inanmak istemiyorduumm. Çünkü en son ölümü yakıştıracağım insan sendin teyzemi aradım ve “evet gelin hadi dediğinde, o gün oruç olmama rağmen Allah’a isyan ettim. Duramıyordum şantiyede bir o duvara, bir kapıya sonra. Aydın’dan şantiyeden arka koltukta cama yaslanmış ağzımı bıçak açmayarak bir İzmir yolu var. 1 saatlik yolu yarım saatte gittiğimiz ama bitmek bilmeyen yol havaalanına hızla girişimiz, arabadan inerken “tekrar başınız sağolsun” sesi bugün şu saniye gibi aklımda. Hala aynı duyguları yaşıyorum, ne kadar garip değil mi; uçak saatini beklerken ki sakinliğim, uçaktaki hiçbirşey olmamış gibi gelişimiz. Uçaktan indiğimde havaalanında Ankara’ya da kızışım seni- teyzemi ziyarete geldiğim Ankara’ya senin cenazeni almaya gelmiştim teyze. Sonra arabaya bindiğimde basın sağolsun sesi bir kez daha farklı birinden gelmişti. “Sağol, sür sür deyişim, sakinliğim hayatımda hiçbir an olmadığım kadar sakinliğim, sonra anneannemin evine yanaştı araba. Karşıda durduk, durmadan inmiştim, ağlamıyordum biliyor musun Hanuş?  Merdivenleri  4 er 5 er çıktığımda kapı acıktı mutfaktan Egemen çıktığında, ABİ DIYE BAGIRDIM ABİİ DIYE BAGIRIYORDUM  adeta hayır deyişini bekliyordum. Dudaklarından gözümü ayırmıyordum “hadi n’olur hayır dee,  hayır de be Egemen hadi, hayır de! dercesine bakıyordum ama “evet” dedi teyze.

Evet oğlum teyzen artık yok dediiiiii. Deli misin lan sen deli miiiii???? Nasıl bunu bana söylersin, hani iyi olacaktı teyzem her gün aradığımda öyle diyordun. Gelme işi bırakıp, teyzen daha çok üzülür iyi olacak demiştin. Sana güvendim, gelmedim. Aklımı yesem de her gün ayrı kişileri arayıp çelişki var mı diye sorduğumda hepsi aynı şekilde ağız birliği yapmış gibi iyi olacak diyordu..! Hani ?hani iyi olacaktı?  hani iyi olacaktın HANUŞ? HANIIIII ?O kötü hallerinde, o sessiz yıkık hallerinde Ümit’le Egemen’in beni sakinleştirmeye çalışmalarına ne diyorsun? Sanki onlar bitmemiş onlar yıkılmamış ta bir de Hasanla uğraşıyorlar tepiniyor deliler gibi sağ sola vuruyorum ama gelmiyorsun da, akıllı ol da demiyorsun, yoksun çünkü. İyileşecek, iyi olacak diyorlardı hep. Seninle telefonda kısa kısa konuştuğumda sanki hasta değilmiş gibi konuşuyordun. Sadece Egemen bir aradığında “oğlum teyzen iyi değil” deyişi aklıma geldi. Bu söylediği doğruydu da geri kalan 500 tanesi mi yalandı, he melek yüzlüm? Oruçtum Ümit zorla bir sakinleştirici verdi elim ayağım bağlandı, sustum belkı ama bu sefer daha beter yanıyordu içim Hanuş. Bağıramıyordum içimde kalmıştı, o an büyük olmak ne demek göstermişti, İkisi de o halleriyle beni teselli ederek.

Çok geç yazdım ama Hanuş ben hala inanmak istemiyorum.

 Herkes gibi “seni seven” yazmıyorum, çünkü seni tanıyıp ta sevmeyen tanımıyorum.

 Seni çok seviyorum canım mavişim, küçükken  tatile geldiğim ve  beni bıkmadan gezdirdiğin Ankara’ya senin mezarına gelmek, her geldiğimde beni Ankara’dan soğuttu. Gene geleceğim ama napım senin baş ucuna geleceğim gene Hanuşum ,nur içinde yat…!

 

 

HASAN (Ya da senin dediğin gibi ADANALIN)

BİR HAYAT KAYAR ELLERİNİZDEN...



hani, bir kitap okumaya başlarsınız...
ilk satırlarda çeker sizi içine...
öyle güzeldir ki anlatım…
tüm gerçeklik bir yana...
o kurgunun içine kapılır gidersiniz...
öyle kapılırsınız ki...

uzaklardan bir el uzanıp
tutar ellerinizden...
alıp götürür…
uzaklara…
kokusu ulaşır size dağların,denizin,çiçeklerin...
bir meltem okşayıp geçer teninizi...
dokunuşları hissedersiniz ya yüreğinizde...

hani, bilseniz de kurgu olduğunu...
o akışı bırakmak istemezsiniz...
bir yandan merak edersiniz...
'ne olacak? '
bilirsiniz oysa...
hiç bir şey olmamıştır...
olmayacaktır...
her şey sadece ihtimaller bütünüdür...
ve o ihtimaller öyle yaşanılası…
ve o kurgu öyle gerçektir ki..
yaşadığınız ana baskın çıkar ya...

ama nedense...
“son” önemlidir hep...
o kitabın da sonuna ulaşmak istersiniz...
diğer yandan o kitabı bitirmek, o hayali tüketmektir…
bilirsiniz….
her sonun bir tükeniş olduğunu öğretmiştir hayat size...

okumak - okumaya kıyamamak bir çelişki olur içinizde...
oysa, çelişki daha çekici kılar o kitabı...
daha bir özümsemeye başladığınızı hissedersiniz o noktadan sonra okuduklarınızı...
her sayfada “son” a biraz daha yaklaştığınızı bilerek…
her sayfada biraz daha kaybederek…
her sayfada biraz daha tükenerek…
ve içiniz burkularak o “son” sayfa…
kitabın arka kapağını kapatırsınız usulca…
siz dışarıda kalansınızdır…

her şey ilk sayfa ile son sayfa arasında, avuçlarınızdadır şimdi…
sımsıkı tutarsınız birkaç dakikalığına ellerinizde…

hani, bitmesine kıyamadığınız…
tüm güzelliğine rağmen devam edemeyeceğini…
gideceği bir yer olmadığını…
sadece bir ihtimalin yaşandığını bildiğiniz…
bir ilişki gibi…
yüreğinizden bırakmak istemeden…
ama artık sadece dışından bakarak…
sımsıkı sarıldığınız birkaç dakika gibi…

ve sonra…
bir hayat kayar ellerinizden…
kütüphane raflarındaki yerini alır…
ara sıra sayfaları yeniden karıştırılmak üzere…


Sigaramın dumanı

Sigaramın dumanına sarsam saklasam seni

Gitme gitme… Gittiğin yollardan dönülmez geri

Gitme gitme el olursun sevdiğim, incitir beni

 

Yokluğun ah yol yol olsa, uzasa unutmam seni

Gitme gitme… Gittiğin yollardan dönülmez geri

Gitme gitme el olursun sevdiğim, incitir beni

 

Akşam vakti sardı yine hüzünler

Kalbim yine yangın yeri, gel kurtar beni

Akşam vakti dolaştım sokaklarda

Yırtık bir afiş, seni gördüm  duvarda

 

Sigaramın dumanına sarsam saklasam seni

Yokluğun ah yol yol olsa, uzasa unutmam seni

Gitme gitme… Gittiğin yollardan dönülmez geri Gitme gitme el olursun sevdiğim, incitir beni

3.senesinde Pamuk Şekerim Ablam'a

İnsan güzeli, ablaların en dokunulmazı;

 

Sıcacık gülüşünle aydınlanmaya ne çok ihtiyacım var bilsen… O güven dolu sarmalayışına nasıl da hasret kaldım…

Sen o yanda, biz bu yanda devam eden hayatın 3.senesi

Yarın eminim seni yaşatmaya devam eden birkaç dostundan yazılar gelecek, onun dışında da senin benzersizliğini anlatan telefonlar alacağız, belki ebedi ikametgâhında ziyaretler de olacak… Kimseye gönül koyma, bu tarafta işler böyle yürüyormuş, sen gidince öğrendim (öğrendik), moda deyimle HAYAT DEVAM EDİYOR…!

O uğruna iki, üç, beş değil, bin kişilik düşünüp, yaşadığın hayat devam ediyor…!

Uğruna kendini tüketip, göçtüğün hayat devam ediyor…!

 

Sen bu tarafta iken biz dört kardeş her tür sıkıntımızı birbirimize duyurmadan (duyurmamaya çalışarak) yaşadık, üzmemek adına.

Sevgimizle suladık kardeşliğimizi…

Şimdi de isyanımı, gözyaşlarımı içime bastıracağım.

Sırf ruhun ıslanmasın diye…

Yoksa … yoksa… söylenecek çok şey var

 

Seni çok özledim…

Seni çok seviyorum

 

 

 

Sirlarumi söyledum
Dağlara dumanlara
Ben yazarken ağladum
Okurken de sen ağla

Kalem ilen çizmişler
Sevduğumun kaşıni
Saklasun sisler benum
Gözlerumun yaşini

Bu benum sevduğumi
İstanbule (sonsuzluğa) vermişler
Ha bu benum yazumi
Yarden ayri yazmışler

KAYIP

Seni yitirmedim, kaybettim.
Cep saatimi yitirdim, seni kaybettim.
Gökyüzünün herhangi bir yerinde
herhangi bir gökyüzünde
kaybettim seni.

Kim kimi buldu ömründe?
Herkes başka bir günü düşündü.
Şöyle ya da böyle
ömründe olmayan dünü düşündü.

Yeryüzünde hemen şurda
kaybettim seni.
Telaşla, korkuda kaybettim.
Hüzünde, coşkuda kaybettim.
'Mutluluktan ölebilirim' dedin, kaybettim.

Kim kimi tanıdı ömründe?
Herkes başka bir durumu düşündü.
Şöyle ya da böyle
ömründe olmayan umudu düşündü.

Kaybolan ne varsa onlarda, onlarla
geçen günlerden birinde, geçmişte
kaybettim işte, zaman sustu.
Zifiri karanlık bir mağarada
ürkek bir yosun ışıdı, kayboldu.

 

S.Berfe

Dört işlem

Kendini kendinle topla
Herkes biliyor ki:
Herkes için her şey olamazsın
Her şeyi bir anda yapamazsın.
Her şeyi mükemmel yapamazsın.
Her şeyi herkesten iyi yapamazsın.
Sen de herkes gibi bir insansın.

Öyleyse:
En azından, birisi için önemli bir şey ol.
Bir anda sadece bir şey yap.
Bir şeyleri hep eksik bırakacağını hatırla.
Bir şeyi herkesten iyi yapmaya bak.
Böylece hiç kimsenin senin gibi olamadığını gör.

Herkesin herkes gibi olmaya çalıştığı yerde,
sen sen ol, böylece herkesten daha iyi ol.

Kendini kendinden çıkar
Çok uzaklara gitmeye gerek yok.
Yaşın kaç ise, bir o kadar rakamı yaşından çıkar ki geriye sıfır kalsın.
Hayata başladığın güne git.
Doğduğun gün ağzından çıkan ilk çığlığı hatırla. Şu anda yaşadığın şehirde bir günde yüzlerce, binlerce bebek doğuyor.
Hepsi
de bir çığlıkla karışıyorlar hayata.
Kendine bir sor; onların doğması ne kadar umurunda?
Ne kadar önemsiyorsun uğramadığın bir yerde, tanımadığın bir kadının tanımadığın/tanımayacağın bir bebeği doğurmasını?
Doğduğu gün işte sen de böylesine umursanmaz biriydin.

Şükür ki yanı başında annen baban vardı da, dünyaya ilk acemi bakışlarına

şefkatli bakışlarıyla karşılık verdiler.
Elinden tuttular, ninni söylediler, büyüttüler, beslediler seni.
Seni önemli kılan onların sevgisiydi.
O sıralar seni ne Nike tanıyordu, ne Coca-Cola önemsiyordu,

ne de LCW düşünüyordu.
Seni önemeyenler, üstünde hiçbir şey olmadığı halde önemsiyordu seni.

Seni sadece sen olduğun için seviyorlardı
İstersen doğduğun günden biraz daha geriye gidelim. Birkaç ay daha geriye..
O zamanlar annenin karnında karanlıklar içindeydin.
Sadece onun fark ettiği, onun hissettiği biriydin. Oracıkta kala kalsaydın ya da hiç çıkamasaydın, kimse önemsemeyecekti seni.
Bildiğin bütün markalar seni hesaba katmadan satmaya devam edecekti, sevdiğin bütün reklamlar seni düşünmeden oynayıp duracaktı.


Şimdi bir düşün seni önemli kılan, gözlerinin önüne taktığın gözlük mü, ayaklarına geçirdiğin ayakkabı mı, ellerine taktığın eldiven mi, boynuna doladığın atkı mı?
Birkaç ay daha geriye gidelim.
Henüz iki hücreden ibaretsin.
Annen bile farkında değil varlığının.
İki hücre hâlâ daha nasıl olduğunu anlayamadığımız bir hızla, olağanüstü bir düzenle çoğalıp ayrışmasaydı da, anne rahminden düşüverseydin kimse fark etmeyecekti seni, kimsenin fark ettiği biri olmayacaktın.
Hatta, bir adın bile olmayacaktı.

Hiç doğmasaydın, şu an aramızdan eksik olacaktın.

Ama eksikliğini bile fark etmeyecektik. .........

şimdi burada olsaydı! bile diyemeyecekti annen baban ve sınıf arkadaşların.
Çünkü olmayacaktın ve
olmadığın için de olmadığın fark edilmeyecekti.
Örneğin ......... seni ne kadar özledim! diyen bir arkadaşın olmayacaktı.
Çünkü hepten eksik olduğun için arkadaşın eksikliğini çekmeyecekti


Senin anlayacağın hiç var olmamak ölmekten beterdir. Öldüğünde hiç olmazsa, ardın sıra ağlayanların olur, eksikliğini çekenler olur, özleyenlerin olur.

Ama hiç yaşamadığında, hesaba katılmazsın, sözün bile edilmez.

İşte şimdi hesabını yeniden yap; kendini kendinden çıkar.

Geriye sıfır kaldığında, yani sen adı bile olmayan bir hücre topluluğu olduğunda seni önemseyen kim olabilir?
Tanıdıkların içinde öyle biri var mı?
Sevdiklerin arasında seni hiç yokken seven biri var mı?
Örneğin, yüzün ortada bile değilken yüzünü özleyen biri var mı?

Nasıl olabilir ki?
Seni en çok sevenler bile seni sen
Çok para, çok mal, çok yer, çok iş, çok yemek, çok araba, çok tatil, çok çok Ne kadar telaşla yaşıyorlar.
Herkesin çok acelesi var, çok telaş içindeler, çok koşturuyorlar,

hep bir yerlere yetişmek istiyorlar.

Durup kalsalar kaybedecekler sanki..

Koşturmasalar ellerindekileri düşürecekler gibi.

Şimdi bir de kendine bak.
En çok ne mutlu ediyor seni?
Kimler sana gerçek dostluk yüzü gösteriyor?
Kaç sahici arkadaşın var?
Kaç sırdaşın var?
Çok az şey mutlu ediyor seni. Dostların pek az.

Arkadaşlarının ve sırdaşlarının sayısı bir elin parmağını geçmiyor.
Bazen sadece nefes almak seni mutlu etmeye yetiyor. Özlediğin bir dostunu görmek, özlediğin bir sahilde yürümek, sevdiğin bir yiyeceği yemek,

sevdiğinin iki gözünün içine içine bakmak mutlu ediyor seni
Hepsi az şeyler.. Çok az şeyler

Sen senin için önemlisin.
Biricik olduğun için önemlisin.
Kendini başkalarıyla kıyaslamayı bırak.
Kendini kendinle kıyasla.

Kendini başkalarının yaşadıkları ile tanımlamak yerine kendi yaşamınla tanımla.
İçinde başkasının plağı çalmasın.
Kendi sesinle konuş.
Kendi yüzünle bak hayata.
Kendini önemli bilerek yürü sokaklarda.

Nefes alıp verebildiğin için, güneşe çıplak gözle bakabildiğin için, rüzgârı hissedebildiğin için mühimsin.
Yaratıldığın için önemlisin.
Kendini kendine bölersen, eline tam tamına bir 1 geçecek.

Ne yarımsın, ne eksiksin, ne de kimselerin seni tamamlamasına ihtiyacın var.

Sen mühimsin

Hayatın Iskalamayın, Nazım Usta'yı dinleyin

Hayatı ıskalama Lüksün Yok Senin !
Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına
inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat
olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve
yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme
yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya
hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı
neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile
karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin.
Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her
zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi
halin cezanda indirim sağlamaz.


Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu
yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen
karşılığında mutlaka başka bir iddiayla
karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması
gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın,
güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.
"Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur
aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine
engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik
yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak
için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o
lüksü sonuna kadar yaşasın.


Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak"
yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani,
yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu
hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir
eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken
de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin
sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif
verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında.
Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de
cabası....


Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun
asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip
de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın
sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter
ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda
duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o
zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler
değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

NAZIM HİKMET

Hasreti Sen Yazdın

Antolojiden Alıntıdır. Şairinin yüreğine, emeğine sağlık...Elbette affettim, O nasıl söz,
Alıştı kalbim kırıp gitmene.
Ne ağlaması gözümdeki kan...
Hasret okudum belki de ondan.

Asıl sen affet odam dağınık,
Şu taraf hüzünlü, şu eski sandık...
Ağzına kadar kırık kalp dolu,
Bu son düşeni sığdıramadım.

Aman, dikkat et; basma üstüne!
Yerdeki bu kalp üzgün ve körpe,
Giderken kırdığın öbür yanını...
Arayıp duruyor kan ter içinde.

Hele bir dinle, kötü zan etme,
Unuttum demem mümkün mü söyle?
Hasret okurken üzüldü diye...
Teselli verdim kırık kalbime.

N'eyleyim alıştım hayâle, düşe,
Hep mânâ yükledim sükût ve söze
Odamda dolaşan hayâlin bile...
Vücûda geldi insaf edipte.

Bilirsin gözlerim hayran gülmene,
Dilinden dökülen her türlü söze,
Kalbim alıştı da kırıp dökmene,
Giderken gülmeni kaldıramadı.

Hasreti sen yazdın bende okudum,
Kalbim de dedi ki, nerde gururun?
Sevgili, ben seni affettim ama!
Kalbim gülmeni unutamadı.


(07/nisan/2008 İstanbul)

 

S. Uğurlu

romantik bozuyorsa, hemen söyle

Ya ben  Mustafa’nın bu sözlerine bayılıyorum

 

 

Yürek kabul etmediyse, zorlamak olmaz

Zaman ver diyen hatuna (ya da adama) sinir dayanmaz

Lütfen hemen söyle romantik bizi bozuyorsa…

Hemen söyle duygular seni geriyorsa

Hemen söyle varlığım bile batıyorsa…

 

 

Mustafa Hündür

Bozarım Yeminimi

Değişen iklimler gibisin
Bir deli rüzgârın eser apansız
Parçalanır dalgalarım kıyılarında
Vurur duygularımı kurşunların
İncinirim
Dudaklarımda donar bir firari haykırış
Ses vermez isminin sesli harfleri
Çağırmam
Saklarım içime sessiz ahlarımı
Yalnızlığıma sarılırım
Usum kılavuzlarını yitirmiş
O şimdi biraz şaşkın, biraz çocuk
Değmez kirpiklerim birbirine gecelerce
Uğraşırım çözmeye gecenin gizini
Çözemem
Hüzünlü ezgiler dolanır dilime
Söyleyemem
Gezinir dizelerde kalemim isteksizce
Yazamam

Çöle döner gönlüm bir gecede
Bir kum saati gibi süzülürsün sessizce
Güller serersin düşlerime
Kırmızı
Gelirsin utangaç, perişan
Pişmanlıklar dökülür gözlerinden
Bakışların içimi ısıtır aniden
İnanırım
İşte o zaman bozarım yeminimi
Yeniden yediveren goncalar açar yüreğimde
Birinde ölürsen diğerinde dirilirsin… 

EKİM 2008
 

Sayın N.Özeren'den alıntıdır.

sensiz olmasın

BEN AŞKI, SEVGİYİ, SENDEN ÖĞRENDİM.

BUNDAN SONRA ÖMRÜM, SENSİZ OLMASIN.

VARLIĞIN SAADETİM, YOKLUĞUN DERDİM.

GÜN DEĞİL SAATİM, SENSİZ OLMASIN.

GELİVER AH YANIM, SENSİZ OLMASIN.

Ben Sana Geliyorum

 

 

Öyle güzelsin ki yar, yüreğin sevgi dolu
Sonunda yakalandım, sarmaladı aşk kolu
Adımlarımı işit, yarıladım bak yolu
Güllerin saç sevdiğim, ben sana geliyorum

Madem epey zamandır hep gelmemi bekledin
Umutları büyüttün, uç uca ilmekledin
Hayalimi nakışla düşlerine ekledin
Dileğin seç sevdiğim, ben sana geliyorum

Ahu zarın duydukça ben de ah ediyordum
Dudağımı kemirip kalbimi didiyordum
Halimi bilse şimdi sitem etmez diyordum
Kolların aç sevdiğim, ben sana geliyorum

Bin bir özlem içinde koklamaya sineni
Görmek için yüzünü, o hoş gülümsemeni
Saçlarıma takmışım gül diyerek yar seni
Sevdandır taç sevdiğim, ben sana geliyorum

Muradın muradımdır, üzülme hiç boşuna
Vuslata ermelerin gitmez miydi hoşuna
Sabıkana yaz beni, müebbet kaz taşıma
En masum suç sevdiğim ben sana geliyorum

Semadan yağsa ölüm, ayağım gitmez geri
Miladın işaretle kavuştuğumuz yeri
Kesin bu kez kararım, çöpe attım eğeri
Hüznünü biç sevdiğim, ben sana geliyorum

Bunca hasretten sonra saatte dursun zaman
Bir aksilik çıkmasın, nazar değmesin aman
Öpücüğün hazırla, şöyle olsun kocaman
Sevinçten uç sevdiğim, ben sana geliyorum

internetten alıntı :) buluntu

UYKUM FİRARİ

Koynumda tapulu kaldı bu acı
Şimdi nerden bulam buna ilacı
Gözlerine karşı zayıf mı olam
Saklamaya gelmez sevda sancısı

Uykum firari gecem firari ben firari bu satte
Ölüm bir soluk bir nefes kadar yakın olmuş ensemde

Yürekli olsun gerçekten olsun sevdamızın türküsü
Hiç bozulmasın hiç çözülmesin gözlerinin büyüsü

Gelde öldürme bu derdi cefayı
Uzaklık yıkarmı böyle sevdayı
Karlı dağlar kursa taş barikati
Fırtınayla yıkar gelirim sana

Uykum firari gecem firari ben firari bu satte
Ölüm bir soluk bir nefes kadar yakın olmuş ensemde

Yürekli olsun gerçekten olsun sevdamızın türküsü
Hiç bozulmasın hiç çözülmesin gözlerinin büyüsü

Pablo Neruda'dan Nazım Usta'ya

Neden öldün Nâzım?  Senin türkülerinden yoksun ne yapacağız
     şimdi
Senin bizi karşılarkenki gülümseyişin gibi bir pınar bulabilecek
     miyiz bir daha?
Senin gururundan, sert sevecenliğinden yoksun ne yapacağız?
Bakışın gibi bir bakışı nereden bulmalı, ateşle suyun birleştiği
Gerçeğe çağıran, acıyla ve gözüpek bir sevinçle dolu?
Kardeşim benim, nice yeni duygular, düşünceler kazandırdın
     bana
Denizden esen acı rüzgâr katsaydı önüne onları
Bulutlar gibi yaprak gibi uçarlar
Düşerlerdi orada, uzakta,
Yaşarken kendine seçtiğin
Ve ölüm sonrasında seni kucaklayan toprağa

Sana Şili'nin kış krizantemlerinden bir demet sunuyorum
Ve soğuk ay ışığını güney denizleri üstünde parıldayan
Halkların kavgasını ve kavgamı benim
Ve boğuk uğultusunu acılı davulların, kendi yurdundan...

Kardeşim benim, adanmış asker, dünyada nasıl da yalnızım
     sensiz
Senin çiçek açmış bir kiraz ağacına benzeyen yüzünden
     yoksun
Dostluğumuzdan, bana ekmek olan,
Rahmet gibi susuzluğumu gideren ve kanıma güç katan.

Zindanlardan kopup geldiğinde karşılaşmıştık seninle
Kuyu gibi kapkara zindanlardan
Canavarlıkların, zorbalıkların, acıların kuyuları
Ellerinde izi vardı eziyetlerin
Hınç oklarını aradım gözlerinde
Oysa sen parıldayan bir yürekle geldin
Yaralar ve ışıklar içinde

Şimdi ben ne yapayım? Nasıl tanımlar
Senin her yerden derlediğin çiçekler olmaksızın bu dünya.
Nasıl dövüşülür senden örnek almaksızın,
Senin halksal bilgeliğinden ve yüce şair onurundan yoksun?
Teşekkürler, böyle olduğun için! Teşekkürler o ateş için
Türkülerinle tutuşturduğun, sonsuzca.


Pablo  NERUDA

Çeviren : Ataol BEHRAMOĞLU

Hasan Hüseyin'den bir dize daha


Bu akşam kankırmızı şarap istiyor canım 
Bu akşam dünyanın bütün şarkılarını 
Bu akşam dünyanın bütün özlemlerini 
Bu akşam beni yalnız bırakın 
Bu akşam yalnızca onu düşüneceğim 
Onu ve kendimi yalnızca
Vuruldumsa gözlerinin gül bahçesine 
Yürek çizen şimşeklerse kaçamak bakışları 
İşte buna sevmek derler dedimse 

Çattımsa acıların en güzeline 
Yedirdimse uykuları o tatlı kuşa 
Benim olsun demedim ki